![]() |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
Ömer Demircan[1]
A. Sözel anlatıma giren anlamlı ögeler ‘öbek, tümcecik, tümce’ gibi üst birim-ler oluşturur. Bu ögeler için iki ayrı işlev alanı vardır: birim içi, birim aşırı. Kimi işlevler yalnızca birimsel alanla sınırlıdır. Sözlüksel içerik yüklü ögeler art arda yinelenmez; öyle birimlerin bilgi yükü ikinci geçişte “verili”ye ya da “bilinen”e dönüşür; o yüzden onların içindeki sözlüksel ögeler düşer ya da silinir ama, düşen öyle bir birimin ulam-sal ayrımları korunur. Sözgelimi (1.i, 1.ii) içinde yükleme katılan ikinci “-m” eki düşen özneyi “kişi” ayrımıyla izler. İşlem tümcecik ya da tümce dışına taşmaz. Bir adılın, ör-neğin “ben”in özne işlevine koşulması da öyle (1.ii). Ancak, yalnızca kişi ayrımıyla iz-lenen bir özne için adıllama gerekmez, öyle bir özne ikinci tümcecikte düşer (1.i, 1.iv). (1) i. ‘Gökdelen’i okudum. Ø Kimi bölümlerini pek beğenmedim. ii. Özgeye haberi ben verdim. iii. Çocuk az kalsın boğuluyordu. “O-nu Mehmet kurtardı. iv. Çocuk az kalsın boğuluyordu. Ø Son anda bir dala tutundu. Adıllar iki ayrı alana bağlı iki ayrı işlev yüklenir: birim içinde yapısal yeri dol-durup ad öbeğine taban oluşturma; birim-aşırı alanda ise, bilinen öncülü kişi ayrımıy-la izleme; böylece ardışık iki tümceyi ya da tümceciği bağlama (1.iii). Birincil işlev bi-rim-aşırı bilgi aktarma, ikincisi ise, onun sonucu olarak, birim-aşırı“verili” ama birimiçi yeni bir bilgisel yük ile yapısal bir yeri doldurma (1.ii; 1.iii). Şöyle: (1.ii) içinde “ben” a-dılı ayrıca (“başkası değil ben” anlamıyla) “odak” seçildiği, birinci derece vurgulandığı için, özneyi -m eki ile izlemek yetmez; o özne ayrıca “ben” ile adıllanır. (1.iii) içindeki “çocuk” içeriği ise, ikinci tümceye “özne” değil, “nesne” olarak “o” adılı ile aktarılmış-tır. Çünkü nesne, bir ek ile değil, eylem değerliği ile ayrılmanın ötesinde ancak bir adıl ile izlenebilir. Böylece “o” adılı, nesnel öbeğe takılan işlevsel eklere de taban olur. Demek ki, ardıl tümceye bilgi taşıma metinsel olarak belirlenir. Öncül birimin işlevi ya korunur (1.iv: özne > özne), olmazsa değiştirilir (1.iii: özne > nesne). Adıl ile ‘özne, nesne, tümleç, ...’ olarak aktarılan bilgi ad öbeği yapısına girer. Üçüncü-kişi adıllarına Türkçede üçüncü bir işlev yüklenir: gösterme. Bu iş-lev, konuşan / anlatan kişiye fiziksel, düşünsel yakınlığı yansıtır. “Konuşana yakınlık” ayrımı (2.d), bir gösterme değişkeni olarak bir öncüle, (ya da bir ardıla) göndermeye eşlik eder (2.a). Bu ayrımlar eylem/durum ile yer gösteren izleçlere[2] de uygulanır. Öyle bir bağama işlevi için Türkçede dokuz terim oluşmuştur: varlık için adıllar: “bu, şu, o”; izleçler ise, eylem/durum için: “böyle, şöyle, öyle; yer için: bura-, şura-, ora-. |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() |
B. Ataç’ın daha 1938’de söylediği gibi, Türkçe dilbilgisi, bugün bile, çeviri özürlüdür. O yabancı bakışla, Türkçede bir tek üçüncü kişi adılı ayırdedilir: o. “Gös-terme” işlevli “bu, şu, o” sözcüklerinden biri söz içinde tek başına kalırsa (3.ii) ona “gösterme adılı”, bir ad ile birlikte olursa (3.i), bu kez ona “gösterme sıfatı” deniyor. Oysa, Türkçede adıl olan öyle işlevsel bir birim yoktur. Nasıl Avrupa dilleri cinsiyet ayrımıyla üçüncü kişi adılını: eril / dişil / hiçbiri olarak, sözgelimi İngilizce’de “he, she, it” diye üçe bölüyorsa, Türkçede de üçüncü kişi adılı, bir başka biçimde, “konuşana yakınlık” ayrımıyla üçe bölünür. Söz konusu “bu, şu, o” adılları: öncül (ya da ardıl) bir birimi, içinde geçtikleri birime “verili bilgi” olarak bağlarlar (3).
(3) i. İnsanlığın büyük gücü halkla tekler arasındaki karşılıklı sevgidir. Bu sevginin aldanışları, mutlu azınlığın üstün aklının aldanışlarından daha zararlı değildir dünya için. ii. “Halkın sevgisi zaman zaman doğruluğa ve bilime aykırı yollar tutu yor tutmasına; halkın, gerçek düşmanlarını dost gördüğü oluyor olmasına. Yürekler acısı bir gerçek bu. (Eyüboğlu, S: Mavi ve Kara, 94’ten) (3.i) içindeki “bu” , adlaştırmaya gerek kalmaksızın, öncül (halkla tekler ara-sındaki karşılıklı sevgi ) ad öbeğine gönderme yaparak ona bağlanır. (3.ii) içindeki “bu” adılı ise, önceki tümcede: “Halkın sevgisi zaman zaman doğruluğa ve bilime ay-kırı yollar tutuyor... halkın, gerçek düşmanlarını dost gördüğü oluyor” yargılarına bağ-lı, onlara gönderme yapar. Geçtiği birim içinde “bu” adılı bir yandan öncülü izlerken öte yandan onu: Halkın sevgisinin zaman zaman doğruluğa ve bilime aykırı yollar tutması, halkın, gerçek düşmanlarını dost görmesi biçiminde adlaştırır: Bu adlaştır-ma, bir adılın yalnızca bir ad yerine geçmediğine de bir tanıktır. Kimi bağlamlarda gösterme işlevli “bu, şu, o” adıllarının öncüllerini ayırmak gerekir. Öyle bir durumda, öncülü belirleyen bir ad ya da birim adıla eklenir (3.i). Ön-ceki tümceye göre, “bu sevgi” öbeğindeki “bu” sözcüğü, “sevgi” adını ne niteler, ne de niceler. Açıkçası “bu sevgi” içindeki “bu” bir sıfat değildir. Ya nedir? Her iki söz (3) içinde de “bu” , birim-aşırı bir öncüle bağlı bir adıldır. “Sevgi” ise, ikinci tümcede yine-lendiği için, sözlüksel yeni bilgi sunmaz. Ya ne yapar? “Bu” sözcüğüne bağlanabile-cek iki öncül (3.i): “insanlığın büyük gücü” ile “halkla tekler arasındaki karşılıklı sevgi” ya da olası başka bir öncül arasından ikincisini seçer. Demek ki, “sevgi” sözcüğü “bu” sözcüğünün gösterdiği öncülü belirleyen, gönderge ayırıcı bir ögedir ama, ‘bu’ adılın-dan daha özeldir. O işleviyle de “sevgi”nin anlam yükü sözlüksel değil, metinseldir. Sözlüksel yükü kalmamış bir ad nitelenir mi? Yok ya, olur da bir nitelemeden söz edilecekse, doğrusu: “sevgi adı bu adılını niteler” denebilir. Gerekmeyen durumlarda ise, adıldan sonra “sevgi” gibi gönderge-ayırıcı bir ad kullanılmaz. İkinci tümcelerde “bu” adılından sonra (4) içinde (ses), (3.ii) içinde (gerçek) o nedenle düşmüştür. (4) Beklediğim sesi duydum. Yeri göğü inleten dev aynasının sesiydi bu. (Lâtife Tekin: Gece Dersleri, 59 ; J. Parla 2000:353’ten) |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
![]() |
C. Demek ki adıllar iki türlü gönderme yapıyor: i. bağlandıkları öncül birime, ii. öncül birim aracılığıyla varlıklara. Öncülün içeriği ya ardıl tümcedeki ad ile ayrılarak bağlanıyor (3.i : bu sevgi); ya da öncül içerik yalnızca adlaştırılarak, uygun olan adıl ile ardıl tümceye aktarılıyor (3.ii: bu).
Kısacası, her gösterme-adıllı-birim: [adıl ± gönderge ayırıcı] bir yapıdadır. Tek başına kullanılan bir gösterme adılı olmaz: ya düşümlü (bu Ø), ya da düşümsüz (bu sevgi) bir adıllı öbek olur. Gösterme adılları, önceki tümcedeki ad öbeği ya da yargı aracılığıyla gönderme yaparlar (3). Yakınlık, adıl ile belirlenir. O göstermenin parmakla işaret edilerek yapılması gerekmez. “Konuşana yakınlık” ayrımı (2.d), ay-rıca “belirtili” olmak zorundadır (2.e). “Düşüm” ile birlikte “adlaştırma”ya, bir izleme işlemi olan “adıllama” da eşlik edebilir (1.ii; 1.iii; 3.ii). Aradaki denge şöyle oluşuyor gibi: “bu, şu, o” adıllarının 2174 kez kullanıldığı bir veri tabanında tek başına (“bu” gibi) geçiş %46.33, bir ad ile birlik-te (“bu sevgi” gibi) geçiş % 53.67 çıkmıştır. Seçilen işlemler: “düşüm / (aktarma) + işlevleme ± adıllama + gönderge ayrımı” sırasını izler görünüyor. İster inanın ister inanmayın: Türkçede sözel-etkileşen-dışı varlıklara gönder-me bire değil, “konuşana yakınlık” ayrımıyla üçe bölünür. Türkçede; gösterme-sıfatı yoktur, ama bir işlevi “gösterme” olan üç tane üçüncü kişi adılı vardır: bu, şu, o. •[1] Okan Üniversitesi öğretim üyesi. •[2] İzleç: izleyen sözcük, izek: izleyen ek anlamlarını taşır. |
|
|
|
![]() |
| Etiketler: 8216konusana, ayrimi, turkcede, yakinlik8217 |
| Etiketler |
| and#8216konuşana, ayrımı, türkçede, yakınlıkand#8217 |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türkçede Birleşik Eylemler ile Anlam Kaymaları | deniz | Türk Dili ve Edebiyatı | 0 | 21.04.10 20:59 |
| T.I.’dan Agresif Bir Albüm | azra | Müzik Sohbet | 0 | 16.04.10 03:20 |
| Forum | Yasal Uyarı |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.3 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Protected by coders Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2 Webcrawler by coders CodersForum Her Hakkı Saklıdır |
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
|