![]() |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
Dilimiz yüzyıllar boyunca savsaklanmaya uğramış, çeşitli etkenler Türkçenin gelişimini kösteklemiştir. Ancak bu ağır koşullar altında da Türk Dili ne yapıp yapıp öz varlığı ile benliğini korumayı başarmıştır.
Gerçekten, anayurdundan kopmuş olan Türk ulusu, her türlü olumsuzluğa karşın dilinden kopmamıştır, koparılamamıştır. Dilimiz bizim için kutludur. Ana dilimiz üzerine özenle titremiş, titremeyi bilmiş bir ulusuz. Dilimiz, anlatım yollarının çeşitliliği ile özgünlüğü bakımından yeryüzünün en olağanüstü yetenek ve güzellikte bir dilidir. Ana dilimiz, en körpe yaşlarımızdan başla....., her türlü ince duygunun, her çeşit bilgi ve görgünün bize iletilme aracı olmuştur. Her birimiz dilimizde kişiliğimizi kazanmış, bulmuşuzdur. Dil kişi tininin (ruhunun), benliğinin, zihninin en arı, en varsıl ve sanki büyülü ürünlerinden biridir. Güzel Türkçemiz de böylece bizim bu yaratıcı gücümüzü kendimize özgü çizgileriyle, belirlenmesi ve somutlaştırılması çok çetin yollardan da olsa, dile getirmektedir. Bu yaratıcı güç bir yuvda (noktada) durmuş değildir; duramaz da. Çünkü kişi yaşamının ve uygarlığın içinde bulunduğu gelişim süreci, dilde ister istemez yansıyacaktır. Demek ki dilin gelişmesi bir güçlü gereksinimi simgeler. Böyle olunca da, dilimizi kuşkusuz ki biz, bu anadilin iyeleri (sahipleri) olan bizler geliştireceğiz ve geliştirmek zorundayız. Dil ve özellikle yazı dili uygarlığın ve kültürün en güçlü bir taşıyıcısıdır. Dil, aynı zamanda, yeni atılımların ve buluşların anlatım aracıdır. Diline böyle bir görevi yeterince veremeyen, dilini bu bakımdan gereği gibi değerlendiremeyen bir ulus, uygarlıkta ve toplumlararası uygarlık yarışmasında gerilere düşmeyi önden benimsemiş demektir. Büyük Atatürk şöyle söylüyor : "Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin ulusal ve varsıl (zengin) olması, ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk Dili dillerin en varsıllarındandır. Yeter ki bu dil bilinçle işlensin." "Ülkesini ve yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır." Ünlü Alman tarihçisi ve dilbilimci Brockelmann'ın şu sözleri dilimizin güncel sorunları bakımından bizi çok ilgilendirecek niteliktedir : "Dil bir ulusun özelliklerinin sadık aynasıdır. Ulusal benliği, ulusal özelliklerini bilinçle kavrayabilecek bir düzeye erişmedikçe hiçbir ulus siyasal ya da manevi yönden kendisinden üstün olan yabancı ulusların kültürel etkisine ve bu kültürün taşıyıcısı olan yabancı sözcüklerin kendi ana diline girmesine engel olmak gerektiğini gereğince kavrayamaz." (Bkz., Sadri Maksudi, Türk Dili İçin, 1930, s. 3) Burada manevi yönden ya da bakımdan üstünlükten söz ediliyor. Başka bir deyişle toplumların tinsel (ruhsal) kültür ya da uygarlık yönünden karşılaştırılması söz konusu olmakta ve böylece çok önemli bir yuva (noktaya) değinilmektedir. Gerçekten kültürü, maddesel ya da teknik uygarlığı kapsamı dışında bırakan anlamıyla bir toplumun kendine özgü ve geleneklere bağlılık yoluyla pekiştirilen birtakım özelliklerinden ve onun başka toplumlardan ayırt edilebilmesini sağlayan ya da kolaylaştıran ayırıcı niteliklerinden ibaret saymak büyük bir kısa görüşlülüktür. Kültürün bu kesimi, her zaman için ilginçtir ancak somut ve nesnel değer yargılarına götürebilecek karşılaştırmaların yapılmasına pek elverişli sayılamaz. Yine bu kesim durağandır; özsel olarak önemli gelişmeler göstermesi beklenemez. Toplumların kültürlerinin, ulusal kültürlerin, bu bakımdan çok daha büyük önem taşıyan çaplı bir kesimi, kültürün bilgi ve düşünüm tabanı üzerine oturan ve düşünümsel kültür ya da düşünümsel ekinim adını verebileceğimiz bir kısmı, bir dilimdir. Bu kısım devingendir; özsel olarak gelişime ve yetkinleşmeye elverişlidir, yatkındır. Bu kesimdeki üstünlük, maddesel uygarlık ürünlerinden de daha büyük ve etkin ölçüde olmak üzere, toplumlar arasındaki üstünlük, etkililik ve başarıcılık ilişkilerini orunlar (kademelendirir) ve belirlemeye yarar. Atatürk'ün yukarıda geçen "ulusal duygunun gelişimi" sözünde kültürün bu kesiminin işe karışmakta olduğu görülüyor. Çünkü ulusal duygu, özellikle bu yönde gelişmeye açıktır. Biz öteden beri dilimize büyük ilgi ve özen göstermiş bir ulusuz. Dilimizi geliştirmek ve varsıllaştırmak (zenginleştirmek) bakımından yüzyılımız içinde oldukça büyük bir yol da almış bulunuyoruz. Ancak bu övünmeye değer başarıya olumsuz bir tepkinin de sürev sürev (zaman zaman) belirginleştiği, birtakım duraksamalar geçiren kimi aydınlarımızın usa uygun eleştiri sınırlarını aştığı, dilin gelişim zorunluluğunu yeterince anlama..... dilimizin gelişmesini ve yeni sözcüklerin türetilmesini dilin bozulması anlamına alan yergilerin yaraştıklarından çok ağırlık kazandıkları olmuştur. Öte yandan dilin geliştirilmesi işine önemle eğilmeleri gereken çeşitli bilim dalları ilgilerinin de bu önemli görevi yeterince özenle ele almadıkları da gün gibi ortadadır. Bu iki etkeni, bu iki karşılıklı etken ikilisini böylece benimsememiz gerekiyor. Çünkü dilimizin gelişme temposunun gereksinime yeterince ayak uyduramamış olduğu gözler önünde ve ortadadır. Bir sürev (zaman) önce harcanan çabalar ve gerçekleştirilen birtakım atılımlar sonucu, dilimiz Arapça, Farsça sözcük ve anlatım biçimlerinden arıtılmıştır. Ancak buna karşılık Batı dilleri sözcükleri dilimize büyük bir kolaylıkla girip yerleşmektedir. Ayrıca özellikle son yıllarda öğretim dili olarak gerek orta gerekse yüksek öğretimde İngilizcenin ağırlık kazandığına tanıklık etmekteyiz. Oysa öğretim ve kültür dili olarak dilimizin önem yitirmesi kültür ve uygarlık atılımımıza ters düşen bir durumdur. Bu aynı sürevde dilimizin iye (sahip) olduğu büyük ve eşsiz olanakları görmezden gelmek, bunlara sırt çevirmek anlamına gelmektedir. Atatürk'ün 1930'da Türk Dili üzerine hazırlanmış, Türk Dili İçin adlı betiğin (kitabın) başına yazdığı ve yukarıda aktarılan sözlerinde iki büyük gerçeğin, iki değerli ülkünün vurgulandığı görülmektedir. Bunlardan biri, dilimiz üzerinde yabancı dillerin egemenlik kurmalarına izin verilmemesi ve dilin daha önce girmiş olduğu bu durumdan kurtarılması ilkesidir. Öbürüyse gerek işlevsel gerekse gizil güçleriyle (potansiyeliyle) kalburüstü yetilere iye (sahip) olan dilimizi dizgeli (sistemli) bir biçimde, kararlı bir tutumla ve yoğun bir çabayla varsıllaştırıp geliştirmektir. Bu sözler, engin ve köklü bir dil felsefesi görüşüne dayanmak zorundadır. Atatürk'ün dil konusuna yön vermekteki katkısı ile payı, yalnızca onun gibi ulu bir saygınlık ve yetkeye (otoriteye) iye dâhi bir kişinin gerçekleştirebileceği görkemli boyutta bir atılım biçiminde yansımıştır. Yalnızca Türk Dil Kurumu'nu, yalnızca Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi'ni kurmuş olması, O'nun bu konudaki tasarılı, geniş çaplı tutum ve yaklaşımını dile getirmeye yeterli olsa gerektir. İlk adı Türk Dili Tetkik Cemiyeti olan Türk Dil Kurumu'nun Atatürk'çe kuruluşunda güdülen amaç şöyle belirlenmiştir : "Derneğin amacı, Türk Dili'nin öz varsıllığını ortaya çıkarmak, onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir." Meşrutiyet'ten hemen sonrasının birçok aydınının Türk Dili'nin verimsizliğinden yakınıp bu dille uygarlığa ayak uydurulamayacağını öne sürdüklerini imleyen (işaret eden) Prof. Dr. Vecihe Hatipoğlu'nun söylemiyle "Atatürk ulusal mücadele yıllarında Akdeniz'i imlediği gibi Türk Dili için de bir yön göstermiş; kendisi önde olmak üzere bütün ulusu bu uğurda savaşa sokmuştur." Yine aynı yazar, Türk Dil Kurumu'nun kurulmasından iki ay sonra 26 eylül 1932'de Atatürk'ün Dolmabahçe Sarayı'nda topladığı 1. Dil Kurultayı için de "Bu çok kez hakkı yenmiş, yadsınmış Türk ulusunun bir şahlanışı sayılırdı." diyor. (Bkz., Vecihe Hatipoğlu, "Atatürk'ün Dilciliği", Atatürk ve Türk Dili, TDK Yayını, Ank., 1963, s. 9, 12, 15.) Çok dikkate değer ki kendi el yazısıyla yazdığı yönlendirmeler arasında Atatürk'ün "Dil devriminin amacı Türk Dili'nin kısırlaştırılması değil varsıllaştırılmasıdır." biçimindeki bu sözü de yer almaktadır. Atatürk'e göre, başka dillerdeki her bir sözcüğe karşılık olarak dilimizde en az bir sözcük bulmak ya da türetmek gerekir. Bu sözcükler ortaya atılmalı, kamuoyuna sunulmalı ve böylece tutunanlarının yaygınlaşıp yerleşmesi sağlanmalıdır. (Melahat Özgü, Atatürk'ün Dilimiz Üzerine Eğilişi, Atatürk ve Türk Dili, Ank., 1963, s. 29, 35.) Görüldüğü üzere öz Türkçenin geliştirilip varsıllaştırılması ilkesini Atatürk gözden kaçmayacak biçimde, pek çok kez vurgulanmaktadır. Belli bir gelişim evresinde kalan bir dilde özleşme süreci, iyi ve etkin biçimde yürütülürse bir süre sonra amacına ulaşır; önemini ve güncelliğini yitirir. Durağan kalacak bir dilde başkaca bir gelişim sorunu söz konusu olmaz. Ancak yeryüzünün güçlü ve varsıl dillerinin hiçbiri durağan bir geçmişe iye (sahip) olmadıkları gibi, değişmeye uğramaksızın belli bir evrede donup kalmamışlardır, kalamazlardı da. Dilimizi yabancı dillerin boyunduruğundan uzun erimli (vadeli) olarak kurtarmak, yalnızca dilin özleştirilmesi, yalınlaştırılmasıyla sağlanamaz. Bir dilin kendi kendisi üzerindeki öz egemenliğini sağlamak ve güvence altında bulundurmak için o dilin ardışık çağların gereksinimlerini yeterli ölçüde karşılayacak biçimde gelişip varsıllaşması ve bu süreci aksatmadan sürdürmesi zorunluluğu vardır. Bugünün ölçüleriyle yeterince gelişmiş bir dil belli bir evrede dondurulur ve yeni gelişmeler yaşamazsa yarının ölçüleriyle o dilde önemli yetersizliklerin baş göstereceğini kesinlikle saymak, bunun karşıtının söz konusu olamayacağını kesinlikle anlamak gerekir. Türkçemiz, Arapça ile Farsçanın aşırı ölçülerdeki etkilerine yüzyıllar boyunca açık tutulmuştu. Dilimizi bu dillerin boyunduruğundan ve baskısından kurtarmak için öz Türkçeleştirme çabamızı yoğunlaştırdık ve bu işi büyük ölçüde başardık. Ancak bununla koşut (paralel) olarak dilimizi hiç değilse kimi kültür kesimlerinde geliştirmek için gerekli çalışmalarda büyük duraksamalar ve sürev sürev (zaman zaman) gerçekleştirilen atılımlara ters tepkiler gösterildi. Bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak da dilimiz Batı dillerinde sözcüklerin istilasına uğramaya başladı. Yine aynı durumun bir başka tehlikeli sonucu olarak birtakım Batı dillerine yurdumuzda öğretim dili olarak aşırı bir değer verilmeye, ayrıcalıklar tanınmaya başlandı. Gerçekten Atatürk'ün çok yerinde değindiği üzere dilde özgürlük ve özerklikle dilin gelişip varsıllaşması sorunları birbirlerinden ayrılmayan, birbirleriyle at başı yürümesi gereken bu ilkeyi orunlar (kademelendirir.) Dilimizin yabancı dillerin aşırı etki ve baskısı altında bırakılmamasının güvencesi, dilimizin sürekli olarak geliştirilmesiyle geçerlik ve etkinlik kazanır. Ayrıca böyle bir tutum içinde, böyle bir işte Türk Dili'nin başarılı olacağından da hiçbir kuşkuya yer yoktur. Çünkü Atatürk'ün dediği gibi, Türk Dili dillerin en varsıllarındandır. Ancak her varsıl (zengin) dil gibi bu dilin varsıllığının da iki yönü, iki kesimi vardır; iki tür varınca iyedir. Bunlardan biri işlevselleşmiş olan dil varsıllığıdır. Öbürüyse geleceğe dönüktür ve dilin gizil güçlerini, gelişim olanak ve yeteneklerini içine alır. Dil varsıllığından ne anlarız? Dil varsıllığı, birbirlerinden az çok ayrı birtakım anlamlara gelebilir. Bir kez dil varsıllığı, belki her ölçütten önce sözcük dağarcığının varsıllığını dile getirir. Ancak ayrıca, varsıl ve gelişmiş bir dilde anlatım incelik ve çeşitlilikleri; kullanışlı ve varsıl içerikli kavram ve düşünce kalıpları; dilin telkin, çağrışım ve seçkin uygulama örnekleri yoluyla örtülü biçimde dile getirdiği düşünceler; renk, canlılık, kıvraklık ve coşku ögeleri; birkaç sözcükle geniş anlatım olanaklarının yaratılması ya da esinlenmesi; dil bilinci, dil duygusu, dil güzelliği; dilin vurgu, ezgi ve ses uyumları gibi nitelikleri; açıklık, dakiklik ve ince anlam ayırımları duyarlılığı gibi nitelikler dil varsıllığını belirleyip simgeleyen özelliklerdir. Belki de bunları yazınsal dil açısından ve bilimsel anlatım açısından olmak üzere iki küme olarak düşünmek yerinde olur. Çünkü örneğin, bir ve aynı sözcüğün birden çok anlam taşıması cinas gibi bir söz sanatı açısından dilin olumlu bir niteliği sayılabildiği gibi anlatım açıklık ve dakikliği açısından olumsuz bir nitelik sayılmak durumundadır. Dil mantıklılığı, dilin katı ve kuru olmak doğrultusunda bir gelişim göstermesine yol açabilir. Oysa yazın dili olmaya yatkınlık ve dilin müziksel nitelikleri dile bir başka tür saydamlık ile duruluk kazandırabilir. Burada söz konusu olan dil varsıllığı, özellikle açık seçik bir biçimde tanımlanıp belirlenmeye elverişli olan szö dağarcığı varsıllığıyla gerek sözdizimi gerek dilin yapısı gerekse de sözcük türetim kurallarının ülküsel olarak tümüyle açık, belirgin ve mantıksal olmasıdır. Yakın anlamlı sözcüklerin çokluğu ve tek tek sözcüklerin çok anlamlı olmaları durumu, genel olarak bir dilde birbirleriyle ters orantılı özellikleri oluştururlar. Az önce söylendiği üzere bir sözcüğün çok anlamlı olması söz sanatları açısından iyi bir durum sayılabilir. Ancak bilim terimi olarak bir sözcüğün çok anlamlı olması anlatımlara belirsizlik getirebileceği için bir eksiklik sayılmak durumundadır. Atatürk'ün Türk Dili konusundaki düşüncelerinin olağanüstü geniş kapsamlı olduğunu görüyoruz. Atatürk'ün bunu kanıtlayan kimi sözleri az önce sunulmuş bulunuyor. Şimdi bunlara birkaç örnek daha ekleyelim : "Türk Dili dünyada en güzel, en varsıl ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk dilini çok sevip onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk Dili, Türk ulusu için kutlu bir hazinedir. Çünkü Türk ulusu geçirdiği sonsuz yıkımlar içinde ahlakını, göreneklerini, anılarını, çıkarlarını, kısacası bugün kendi ulusluğunu (milliyetini) yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk Dili Türk ulusunun yüreğidir, beynidir." "Türk Dili varsıl, geniş bir dildir. Bütün kavramları anlatmak yeteneği vardır. Yalnız, onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek gerektir." "Türk ulusu ile Türk Dili'ni uygarlık tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz." "Öyle istiyorum ki Türk Dili bilimsel yöntemlerle kurallarını ortaya koysun. Her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, uyumlu dilimizi kullansınlar." "Daha çocukken dersler, betikler (kitaplar) arasında yuvarlanırken sezerdim ki bu dilin bir şeye gereksinimi var. O gereksinimin ne olduğunu, nasıl elde edileceğini bilmezdim. Ancak kesinlikle bir şey gerektiğini sezerdim." "En iyi savunma yöntemi saldırıdır. Bu durumda dil alanında türemiş yabancılıklara saldıralım; ağacı bir kez silkeleyelim. Görelim hangi çürükler düşecek; kalan sağlamlar bakalım ne kadardır? Dökülmeyenler, özleri ve arınmışları bulununcaya dek biraz daha işe yarayabilir; geçici olarak!" "Ulusal bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmak zorundayız." "Ulusumuzun siyasal ve toplumsal yaşamında, ulusumuzun düşünce eğitiminde kılavuzumuz bilim olacaktır. Türk ulusunun Türk sanatı, ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatının bütün güzelliğiyle gelişmesi yalnızca okul sayesinde, okulun vereceği bilim sayesinde olacaktır." (Bkz., Utkan Kocatürk, Atatürk'ün Düşünceleri, Ank., 1971, s. 119, 140, 141.) Atatürk, "Türk Dili dillerin en varsıllarındandır." derken bir yandan da "yeter ki bu dil bilinçle işlensin." sözünü ekliyor. Türk Dili'nin bütün kavramları anlatma yetisi olduğunu söylerken bir yandan da onun bütün gizil güç ve olanaklarını arayıp belirlemek gereği üzerinde duruyor. Dilimize karışmış yabancı sözcüklerin, dilimizi örseleyip yozlaştırmış olduğunu daha çocukluk çağındayken belli belirsiz bir biçimde sezdiğini de kendisinden öğreniyoruz. Böylece Atatürk, Türk Dili'nin özleştirilip geliştirilmeye gereksinimli olduğunu vurguladığı kadar dilimizin varsıllığını da vurguluyor. Bu varsıllık bir yandan gizil (potansiyel) olan bir varsıllıktır; bir gelişip yetkinleşme yeteneğidir. Bir yandan da işlevsel ve gerçekleşmiş, özünde yitmemiş (kaybolmamış) bir varsıllıktır. Bu işlevsel ve yitirilmemiş varsıllıksa ileride gerçekleşecek yeni yeni ve engin gelişmelerin bir güvencesidir. Gerçekten dilimizin ileriye yönelik gelişmelere yetenekli olduğundan kuşkulanılamaz. Ancak şu da bir gerçektir ki kültür dilimiz öz Türkçe açısından yüzyılımız başında iç açıcı bir durumda değildi. Ancak buna karşın dilimizin yapısı, tarihi, halk dilindeki sözcük ve anlatım dağarcığı dilimizin, özünde ve kökeninde hiç de yoksul olmadığını, ilerisi için parlak gelişme yollarının tümüyle açık olduğunu, Atatürk gibi derin bilgi ve sezgiye iye (sahip) bir kişide kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanıtlayabilmekteydi. İşte Atatürk'ün bu konuda söyledikleri de bu gerçeklere dayandığı ve bunlardan güç aldığı için tümüyle doğru ve yerinde olabilmiştir. Yukarıda sunulan sözlerinin kimilerinde Atatürk'ün dilimizin özellikle kültür dili olarak durumu üzerinde düşünmekte olduğu görülmektedir. Ancak O'nun dilimizin kültür dili ve daha özel olarak bilim dili yönünün geliştirilmesiyle öncelikli olarak ilgilendiğini gösteren çok daha açık ve ayrıntılı kanıtlarla da karşılaşıyoruz. Atatürk, 1936-1937 kışında uzambilim (geometri) konusunda küçük bir betik (kitap) hazırlamış ve bu betiğinde uzambilim terimlerinin Türkçeleştirilmesi üzerinde çok başarılı bir deneme yapmıştır. İşte bu güzel ve somut örneğiyle gözümüzün önünde canlanan çabaları sonucundadır ki Atatürk, bundan kısa bir süre sonra, Kasım 1937'de şu bildiriyle ulusun karşısına çıkmıştır : "Dil Kurumu'muz en güzel ve verimli bir iş olarak türlü bilimlere ilişkin Türkçe terimleri saptamış ve böylece dilimiz yabancı dillerin etkisinden kurtulmak yolunda önemli adımını atmıştır. Bu yıl okullarımızda öğretimin Türkçe terimlerle basılmış betiklerle (kitaplarla) başlamış olmasını kültür yaşamımız için önemli bir olay olarak belirtmek isterim." Görüldüğü üzere Atatürk, bilim terimlerinin bir kısmının Batı dillerinden olduğu gibi dilimize aktarılmasını öngörmüyordu. Dilimizin bir bilim dili olarak da yabancı diller etkisi altında bulunmaması gerektiğine kesinlikle inanmaktaydı. Bunu burada vurgula..... belirtmek yerinde olur. Dil sorunu, geniş bir ölçü ve kapsamda olmak üzere özellikle Batı'da, son yıllarda dikkati üzerine çekmekte ve çok çeşitli yönlerde yoğun araştırılara konu olmaktadır. Bir yandan da yeryüzünde tek bir dili egemen kılmak çabalarının dizgeli (sistemli) ve yoğun bir biçimde yürütülmekte olduğunu biliyoruz. Bilim ve öğretim dili olarak dilimizin yurdumuzda geriletilme eğilimleriyle karşı karşıya bırakılmış olmasının kimi tepkiler yaratmış olduğunu da burada belirtmek yerinde olur. Ancak bu tepkinin daha güçlenmesi, daha dizgeli ve geniş kapsamlı bir nitelik kazanarak etkisini belirgin biçimde göstermesi zorunluluğu vardır. Dilimizi bir bilim dili olarak geliştirmek ve terim dilimizi çalışkanlıkla varsıllaştırmak zorundayız. Bu amacın gerçekleşmesi kesin ve belirgin bir gereksinim olduğuna göre, bu yolda duyulacak bütün tereddütleri ne yapıp yapıp bir yana itmek, silip süpürmek zorundayız. Bu durumda, bu tereddütlerin gereksizleştirilmesi, usa uygun ölçüde önemsenmeleri ve usa uygun olmayanların ayak bağı olmalarının engellenmesi gerekir. Konunun ağırdan alınmaya gelmeyeceği apaçıktır. Ancak işin niteliğinin acele yüzünden düşürülmemesi gerektiği de aynı kertede (derecede) açık ve ortadadır. Prof. Dr. Aydın SAYILI |
|
|
|
![]() |
| Etiketler: bilim, dili, gretim, kultur, olarak, turkce |
| Etiketler |
| bilim, dili, kültür, olarak, türkçe, ve, öğretim |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türk Dili I.Bölüm, Dil, Kültür | deniz | Türk Dili ve Edebiyatı | 1 | 21.04.10 20:39 |
| Türk Dili III.Bölüm, Sözcük/Kök/Ek | deniz | Türk Dili ve Edebiyatı | 9 | 21.04.10 20:16 |
| Türkçe'den Kaçanlar ve Türkçe'yi Arayanlar | deniz | Türk Dili ve Edebiyatı | 0 | 18.04.10 17:58 |
| Dünya Dili Türkçe..Hangi dilde kaç Türkçe sözcük var? | deniz | Türk Dili ve Edebiyatı | 0 | 18.04.10 17:47 |
| Kültür Nedir ? | azra | Genel Kültür | 0 | 16.04.10 05:12 |
| Forum | Yasal Uyarı |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.3 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Protected by coders Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2 Webcrawler by coders CodersForum Her Hakkı Saklıdır |
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
|