![]() |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
Değerlendirme, eleme-seçme süreci
Edebiyat eleştirisinin özellikle 18. yüzyılda ortaya çıktığı, edebiyatın dini ve ahlaki temsilcilik görevinden arınmasıyla kendi yasalarını, kendi gelişme mantığını oluşturduğu söylenebilir. Büyük, bağımsız bir okuyucu kitlesi de o tarihlerde ortaya çıktı. Bu kitlenin ilgisi, öğrenme ve eğitilmeden ziyade estetik deneyimlere, dünyayı ve kendini tanımaya yönelikti. Ve bağımsız bir edebiyatla aynı şekilde bağımsız bir okuyucu kitlesi arasında edebiyat piyasası ve burjuva kamuoyu oluşmaya başladı |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() |
Prof. Dr. GÜRSEL AYTAÇ
Edebiyat ürünlerinin yazarlardan okuyucu kitlesine, ve daha da önemlisi ilerde yazılacak edebiyat tarihlerine nakledilmesi, eleştirinin, değerlendirmenin, eleme ve seçme süreçlerinin sonucudur. Edebiyat biliminde bu süreçleri irdeleyen kuramsal incelemeler var. ''Eleştiri''nin Batı dünyasında ingiliz (Anglosakson) Alman ve Fransız edebiyat geleneğinde ayrı çağrışımlar yaptığından söz edilir. Anglosakson dünyasında ''criticism'' deyince, sanat eserlerini ve tekniklerini açıklayıp değerlendiren mantıklı ve sistematik ''common sense''a karşı sorumlu bir inceleme anlaşılırken Almanya'da farklı bir anlayış egemendir: Edebiyat uyarılarına doğrudan tepki anlamındadır eleştiri ve merkezinde eleştirmenin hükmü ve değerlendirmesi yer alır. Eleştirmenin duyarlılığı, deneyimi ve otoritesinin hedefi, okur kitlesini etkilemek ve edebiyat hayatının gelişimini aynı zamanda stratejik bir şekilde yönlendirmektir. Bu mücadelenin yeri, uzman kişilerin edebiyat bilimi dergilerinden çok gazetelerin ''arenası''dır. Walter Benjamin'in eleştirmenler için ortaya koyduğu yasalardan biri şudur: |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
![]() |
Estetik yargılar
''Taraf tutmayan açmasın ağzını.'' (Wer nicht Partei ergreifen kann, der hat zu schweigen) ''Ancak mahvetmesini bilen eleştirebilir.'' (Nur wer vernichten kann, kann kritiserieren) Anlaşılıyor ki eskinin yorucu eleştirisi artık istenmiyor. Ve bu tarz, yani eleştiriyle edebiyat tarihinin birbirinden kesin bir şekilde ayrılışı. Roman (Fransız - İtalyan - İspanyol) dünyası için geçerli olamaz. İtalya'da hümanist yorumculuk geleneği, estetik yargılardan çekinmemiştir. Mesela Arjantinli Borges bütün devirlerin ve ülkelerin eserlerini, karşılaştırarak değerlendirmek üzere bir ''hemzamanlık'' çizgisine oturtmuştur. Öte yandan tersine Almanya'da edebiyat bilimi bir uzman uğraşısı sayılırken, eleştiri, gazetelerin kültür sayfası geleneğinin başlamasından itibaren giderek bilim kaynaklarından uzaklaşmıştır. Carducci, Croce gibi hem edebiyat profesörü hem editör hem edebiyat çevirmeni hem eleştirmen kişilik çıkarmaz Alman kültürü. (Bkz. Seibt, Gustav von: Literaturkritik: Grundzüge der Literaturwissenschaft, dtv 1996, s. 623-624). Türkiye'de ise eleştiriye son 20-30 yıldır akademik çevrelerin ilgi göstermesi, gazetelerin kültür sayfalarını ve kitap eklerini bu çevrelere açması, özellikle vurgulanması gereken bir özellik. Eleştiri, eleştirel tutum olarak sanat eserinde hemen her dönemde kendini hissettirmiştir. Edebiyat yaratıcısının eleştiriciliği yanı sıra edebiyat tüketicisi durumundaki okurun eleştiriciliği söz konusu. Eleştirmenin özel bir okuyucu - eleştirmen çizgisi, yaratıcı edebiyatçının karşısında yer alır. Edebiyat eleştirisinin özellikle 18. yüzyılda ortaya çıktığı, edebiyatın dini ve ahlaki temsilcilik görevinden arınmasıyla kendi yasalarını, kendi gelişme mantığını oluşturduğu söylenebilir. Büyük, bağımsız bir okuyucu kitlesi de o tarihlerde ortaya çıktı. Bu kitlenin ilgisi, öğrenme ve eğitilmeden ziyade, estetik deneyimlere, dünyayı ve kendini tanımaya yönelikti. Ve bağımsız bir edebiyatla aynı şekilde bağımsız bir okuyucu kitlesi arasında edebiyat piyasası ve burjuva kamuoyu oluşmaya başladı. 18. yüzyılda en azından Almanya'da edebiyat kamuoyu, siyasi kamuoyundan önce oluştu. Müstebit devlette kentsoylu kesim, siyaset ve din üzerine değil, sanatlar ve edebiyat üzerine serbestçe konuşabiliyordu. Edebiyat eleştirisinin tarihi gelişimini izlerken dikkatimizi çeken bir özellik, bu eleştirinin pozisyonunun sabit kalmayıp üç ana nokta arasında durmadan yer değiştirmesidir: Kâh kamuoyunun mantık dünyasına, kâh sanata (ve estetik gelişime) kâh halkın ilgi alanlarına yönelir, yani onun hoşça vakit geçirme, iman tazeleme ve siyasi yapılanma ihtiyacını önemser. Eleştirinin niteliğini ''aracı'' olmakla sınırlamak görüşü, gittikçe güçlenmektedir. O, kendi yasaları olan, kısmen sanat kadar yalnız, kısmen okuyucu ve kamuoyu kadar sosyaldir. |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
![]() |
Edebiyat eleştirisinin ayrıcalığı
Edebiyat eleştirisinin, müzik, sanat eleştirisinden ayrıcalığı, dilin bu eleştiride hem araç hem de konu oluşu, hem de halk kamuoyunun aracı oluşudur. Bu nedenle bütün öteki eleştirilerden daha yakındır halka. Ve işte asıl bu yakınlığı, edebiyat eleştirisine kaygan-oynak bir nitelik verir. Yalnız uzmanların değil, geniş bir okuyucu kitlesinin beğenisini de hesaba katmak gibi bir kaygı girer işin içine. Edebiyat eleştirisinin tarihsel bir tipolojisini ana hatlarıyla özetleyecek olursak şunları söyleyebiliriz: Eleştirinin üç temel öğesi sayılan ''bağımsız edebiyat'', ''aklı başında bir kamuoyu'', ''özgürce seçebilen bir okuyucu kitlesi", edebiyat eleştirisinin yönünü ve konumunu belirleye gelmiş, hatta konusunu ve hitap ettiği kitleyi belirlemiştir. Nitelikli söylemden yana bir kamuoyuna hitap eden bir eleştiri, estetik kurallarını ve ölçütleri, evrensel yasa koyucu bir aklın uygulanma alanları olarak kabul eder. Eleştiri, akılcı bir estetiğin kurallar kitabı işlevini üstlenir, edebiyat ürünleri bu kitaba uymak durumundadır. Edebiyat eleştirisinin 18. yüzyılda başlangıcı bu türlü akılcı ve kuralcı bir poetik anlayışıyla olur. Almanlarda 18. yüzyıl akılcı eleştiride Gottsched, kuralcı, deduktif (tümdengelimci), Lessing ise enduktif (tümevarımcı) ve kuralları seçerek onların bir örnekte uygulayıcısı olarak eser vermişlerdir. Akılcı ve kural koyucu eleştiriye günümüzde sanatın, edebiyatın ve yaratıcılığın akıldışı ögelerinin, kısacası sanatçı özgürlüğünün hakkını verememiştir gerekçesiyle aşılmış gözüyle bakılmaktadır. Ama yine de kuralcı poetikaya dayalı görüş, lenqüistik ve narratolojik anlatı bilgisi metodlarında süregelmektedir. Postmodern edebiyatta geleneksel anlatı türlerinin yeniden canlandırılmasıyla bu tür bir kuralcı poetikçi eleştiri yine gündeme gelir. Patricia Higsmith yine (''Suspense'' başlıklı incelemesinde) ve J. Luis Borges, dedektif romanların değerlendirilişinde bu türün klasik kuralcılığını vurgularlar. Umberto Eco da 19. yüzyılın tefrika romanı tarzını yeniden hayata geçirmekle kalmamış, kendi romanları da edebiyat biliminin sınırlarını rahatça aşan bir yorumlama mekanizmasının konusu olmuştur. Edebiyattan kaynaklanan edebiyatın suniliği, biçimsel eleştirel süreçler başlatmıştır. Metinlerarasılık, Akdeniz ülkelerinin güncel yayıncılık problemleri arasına girmiştir. |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
![]() |
Sanatın en iyi eleştiricisi
Eleştirinin birinci temel biçimi kuralcı-akılcı ise, ikinci temel biçimi, edebiyatın bağımsızlığı ilkesinden kaynağını alan tarzdır ki kendi yaratıcı yasaları uyarınca gelişir, önceden hesaplanamaz, ama anlaşılabilir. Deha estetiği üst başlığıyla nitelenebilecek bu tarz, Alman edebiyat tarihinde Sturm und Drang ve Romantizm dönemlerinde örneklerini vermiştir. Sanatın en iyi eleştiricisi yine sanattır anlayışını benimseyen bu eleştirinin kendi de üretici ve edebidir. Yazar ve şairlerin başkalarının edebi eserleri üzerine yazdığı eleştiriler bu kapsama girer. Schiller'in Bürger şiirlerine yönelttiği eleştiri, bu şiirleri Homeros yalınlığından ziyade halk yığınlarının zevksizliğine hitap ettiği görüşü, bu edebiyat eleştirisinin niteliğini yansıtması açısından tipiktir. Sanat seçkinciliği ile tarih felsefesi, eleştiri modern ayrımcılık sürecini estetik alanda gerçekleştirdiği ölçüde yanyanadır. Schlegel Kardeşler'in romantik eleştirisi, yaratıcı özelliğiyle kendini göstererek sanatta çağın eğilimlerinin ibresini okumuştur. Klasik - romantik edebiyat eleştirisinin mirasına sahip çıkanlar, Rudolf Borchardt, Theodor W. Adorno, hatta Karl Kraus olmuştur. Eleştirinin üçüncü ana tarzı, kararlı bir şekilde okuyucu kitlesini ve onun isteklerini esas ölçü alır. Bu eleştiri tarzında eleştirmen, gerçi sanatsal duyarlılığa sahiptir, ama kendisi sanatçı değildir, olmak zorunda da değildir. Okuyucunun alışkanlıkları onun için deneyimdir, hatta uzmanlıktır. |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
![]() |
Farklı beklentiler
Entelektüel bir orta sınıf okuyucunun sözcüsü gibidir. Bu sınıf, eleştiride kuru bir ders havasından da coşkulu bir kılavuzluktan da hoşlanmaz ve edebiyat onun için hayatta zevk aldığı şeylerden yalnızca bir tanesidir. Bu eleştiri tarzının da 18. yüzyılda öncüsü olmuştur, özellikle İngiliz edebiyat çevrelerinde. Burada eleştirmen, okuyucuların avukatı olarak, eskinin saray müvekkillerinin yeni biçilmiş kılığına girmiş gibidir diyor Gustav Seibt Edebiyat Eleştirisi başlıklı yazısında. (Literaturkritik, Grundzüge der Literaturwissenschaft, dtv, 1996, s. 630). Şimdiki alanı, gazetelerin kültür sayfasıdır, ya da televizyon ekranıdır. Okuyucu, kendisine nelerin tavsiye edildiğini buralardan öğrenir. Yeni çıkan bir kitabın sürükleyici mi, eğlendirici mi, kolay okunur türden mi olduğunu bilmek ve seçimini yaparken bunu gözönünde tutmak ister. Kısacası, eleştirmen bu tarz eleştiride ''çeşnici'', bir şeyin tadını önceden deneyen kişi durumundadır. Ne var ki onun vargısı, yalnız estetik tat veya çekicilik belirlemesinden ibaret değildir. Söz konusu kitabın ahlaki ve siyasi görüşlerini de haber verir. Her dönemin farklı beklentileri olduğunu bilerek eleştirilen kitabın bu beklentilere ne dereceye kadar cevap verdiğinin altı çizilir. Savaş zamanı savaşanları rencide etmeyecek, memleket menfaatine zarar vermeyecek, veya ahlkın kutsal saydığı şeylere hakaret etmeyecek nitelikte olmak, bu tür eleştiride belirtilmesi istenen noktalardır. Keza yazarın hayatıyla paralellikler kurmak da okuyucunun yazar hakkında bilmek isteyeceği şeyleri aydınlığa kavuşturmak açısından başvurulan yöntemlerden biridir. Alman edebiyatı tarihinde Heine, bu tür biyografik ve politik değerlendirmeli edebiyat eleştirisi örnekleri vermiştir. Yaratıcı yazar kimliğinin kazandırdığı estetik duyarlılıkla edebiyat eserlerini kendi zevklerine göre vargılayan eleştiriciler hep varolagelmiştir. Eleştiride ölçütün önemi büyüktür; hatta diyebiliriz ki eleştirinin doğrultusunu ve sonucunu, yani yargıyı belirleyen, ölçüttür. İster gazeteci edebiyat eleştirisinde isterse akademik edebiyat eleştirilerinde olsun, edebiyat kuramları, ölçüt ve buna bağlı yöntem seçiminde belirleyici oluyor. Edebiyat eleştirisini eleştiren yazılardan oluşan ''Kritik der Literaturkritik'' (hazırlayan Olaf Schwencke) başlıklı kitapta yer alan Norbert Mecklenburg, ''Edebiyat Eleştirisinin Şartları Niteliğindeki Ölçütler Üzerine On Tez'' (Kriterien als Bedingungen der Möglichkeit von Literaturkritik) başlıklı incelemesini özetle şu noktalara dayandırıyor: 1. ''Eleştiri ölçütlerinin araştırılması, ya içeriğe dayalı 'ölçüt eleştirisi' ya da biçime dayalı 'ölçüt eleştirisi' tarzında olabilir.'' 2. ''İçeriğe dayalı eleştiri, eninde sonunda görüş açıları tartışmasına varırken, biçimsel olanı, bu tür bir tartışmanın anlamlı olabileceği şartları ortaya koyibilir.'' 3. ''Ölçüt bulma, ölçüt seçme ve ölçütlü temellendirmeyi belirleyen çerçeve, eleştirinin objesi, ilgisi ve yönteminden ortaya çıkar.''4. ''Ölçütlerin nesnel temellendirilişi, hem eleştirel cevvalliğe (Spontanietät) dayanılan yerde hem de göstermelik mantığın (Scheinlogik) arkasına sığınıldığı yerde geçiştirilmektedir.'' 5. ''Ölçütler, eleştirinin ne o sıradaki konusundan ne de genel bir normlar sisteminden alınabilir.'' 6. ''Kuramdan kuşkulu bir vazgeçiş gibidoğmatik bir kuram inancı da ölçüt belirlemesinde kuramın rolünü anlamamaktadır.'' 7. ''Her türlü ölçütün tarihselliği ne edebiyat tarihçi bir göreceliği (Relativismus) ne de tarihçi olmayan bir soyutluğu haklı çıkarır.'' 8. ''Bütün ölçütlerin kaynağı olarak 'ilgi duymayı' görmek, öznelliğe veya taraf tutuculuğa en son merci olarak başvurmaya izin çıkarmaz.'' 9. ''Ölçütlerin ve ölçüt sistemlerinin çoğulculuğu, evrensel öznelerarası (İntersubjektiv) bir anlaşma postulatını yok etmez.'' 10. 'İlke olarak ölçütler, durmadan yenilenen estetik deneyimlere dayanabilirken, görece sürekli ölçütleri mümkün kılan estetik aşırı (transästhetisch) deneyimler yine de vardır.'' (Bkz. Mecklenburg, Norbert: Kriterien als Bedingungen der Möglichkeit vonLiteraturkritik, Schwencke, Olaf (yay.): Kritik der Literaturkritik, Stuttgart-Berlin-Köln-Mainz 1973, s. 90-97) |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
![]() |
Okuyucunun bilgilendirilmesi
Sözünü ettiğimiz edebiyat eleştirisi türleri, çoğu zaman bir ve aynı eleştiride birarada ya da kâh biri kâh öteki ağırlık kazanarak temsil edilebilir; birinden ötekine geçiş bazan ustaca bazan eleştirinin genel dokusunda yadırganacak şekildedir. Verilen hükmün belgelere dayandırılmış olması, okuyucuyu inandıracak alıntılarla beslenmesi, eleştirinin olmazsa olmaz şartıdır. Eleştirideki ana tipler arasında bir hiyerarşiden söz edemeyiz, çünkü her biri edebiyatın hayatta kalmasını farklı yönlerden de olsa sağlamak işlevini yürütürler: Okuyucunun bilgilenmesi, eser hakkında önceden yönlendirilmesi yanı sıra edebiyat dünyasında teorik düşünsellik kazandırmak bakımından da yararlı olurlar. Edebiyat eserlerini okuyucu kitlelerine sunma işi, yurt içi ve dışı kitap piyasasında bir seçme-elemeyi zorunlu kılar. Seçme ve elemenin temelinde ise değerlendirme vardır. Yayınevleri kendi yayın listelerini belirlerken bunu yaparlar. Öte yandan eğitim-öğretim müfredatı oluşturulurken lise öğrencisinin, üniversitelinin, giderek edebiyat dalını seçmiş öğrencinin neler okuması gerektiği tartışılırken onlara kitap listesi tavsiye etmek yine sayısız kitap arasında bir seçme yapmak demektir. Keza seçkilerin yani antolojilerin hazırlayıcısı veya hazırlaycılıları da belirledikleri bir ölçüye göre seçimlerini yaparlar. Aynı şekilde edebiyat dergileri ve gazetelerin kültür sayfalarında yer alan inceleme, eleştiri ve tanıtma yazılarının ele aldığı kitaplar da bir çeşit eleme sonucu belirlenir. İncelenmeye ''değer bulmak''tır söz konusu. Başka deyişle, bir ''değerlendirme'' işi, amaç ne olursa olsun vardır ve değerlendirmede, yayın listesinin, okuma listesinin, seçki listesinin saplantısında belirleyici, her şeyden önce hedef kitlenin özelliği, seçimin amacıdır. Eğitim öğretim söz konusu olduğunda, gencin ahlaki ve estetik değerler kazanmasında, hayat deneyimini salt kendi yaşantılarıyla sınırlamamasında yardımcı olacağına inandığımız, yerli ve yabancı, bugünün ve geçmişin ''klasik''leri seçilir. Edebiyat derslerinin öğrencide okuma merakı ve okuma zevki uyandırması beklenir. Okul sonrası kendisinin yapacağı kitap seçiminde bunun bir dereceye kadar belirleyici, yönlendirici olduğu düşünülebilir. Değerlendirmeyi edebiyat bilimciler normatif ve deskriptif olmak üzere iki sınıfta topluyorlar. Normatif değerlendirmede adından da anlaşılacağı gibi, edebi normlar (ölçütler) önemlidir, 'ölçüt koymak'' normatif çalışmanın esasıdır. Deskriptifde ise, edebiyatla özel ve kurumsal uğraşının bütün alanlarındaki değerlendirme süreçleri ve mekanizmaları yeniden kurulur ve açıklanır. Değerlendirme çeşitleri ''Değerlendirme'' deyince anlaşılan: Bir öznenin bir nesneye (konu, içerik, kişi) belli bir ölçüt uyarınca bir özelliği, olumluluk veya olumsuzluk değeri biçmesidir. Yani bir metin (bir eser) kendiliğinden değerli ya da değersiz değildir, bu nitelikler ona ancak belli bir ölçütle atfedilir. Değerlendirmenin iki çeşidinden birinde edebiyat, dil ifadeleriyle (yazılı veya sözlü) yargılanır, ötekinde değerlendirme işi, davranışla, eylemle olur. Her iki durum da değer ölçütlerine dayanır. İlkinde değerler, eserin tanıtılıp değerlendirilmesinde esastır. İkincisinde değerler, bir davranışın motivasyon zeminini hazırlar ve yönlendirir. Heydebrand, bu değerlendirme çeşitleri için ''dilsel'' ve ''motivasyonel'' terimlerini kullanır. (Heydebrand, Renate von: Literarische Wertung, Reallexikon der deutschen Literaturgeschichte, Berlin, New York 1984, Bd. 4, 828-871) Motivasyonel değerlendirmeler ekseriya seçme-eleme halinde ortaya çıkar. Okuma - değerlendirme ilişkisinden başlar değerle belirlenmiş bir ayıklama işlemi. Öğrenme psikolojisi araştırmaları göstermiştir ki okuyucu, okuma sırasında kendisiyle metnin arasında bağ kurabildiği noktaları öncelikle kavrar ve bunları kendine özgü bir biçimde ''hazmeder''. Yani okuyucu, her halûkarda okuma-algılama-değerlendirme sürecinde aktiftir. Sosyalizasyon sürecinde edinilen kalıplar, ahlaki, siyasi, estetik açıdan, okumada etkili olurlar. Bir ve aynı eser, ilgi alanı farklı okuyucular tarafından farklı algılanır, kendilerine hitap eden özellikleri öncelikle değerlendirilir. Edebiyat biliminde değerlendirmelerde iki alandan söz edilebilir. Birincisi, edebiyatı genel olarak değerlendirmedir ve edebiyatı ve onunla uğraşmayı değerli, yararlı olarak nitelemedir. Bu, edebiyatı, dışa, topluma karşı bir çeşit savunmadır. Okuyucusuna neler sağladığı üzerinde durulur ve özellikle de edebiyatın sağladığı manevi kazancın başka şeylerle elde edilemeyeceği vurgulanır. İkinci değerlendirme alanını tek tek edebi eserlerin veya metinlerin edebiyat bilimsel perspektiflerden ele alınması oluşturur. Bu çeşit değerlendirmelere ''intern'' (içsel) değerlendirme denir ki burada da üç tip vardır: Seçme, sınıflama ve değer hükümleri verme. Edebiyat bilimciler, bazı eserleri inceleme ve araştırmaya değer görmekle veya herhangi bir araştırmada, bildiride ona yer vermekle bir seçme yapmış olurlar. Buradaki ölçütler, edebiyat bilimcilerin tümünün değilse de bir grubunun benimsediği edebiyat bilimi kuramlarının ölçütleridir. Bu elekten geçmiş eserlerin hepsinin aynı değerde olduğu söylenemez. Bir dereceleme, bir sınıflandırma ya dilsel ya da motivasyonel olarak gerçekleşir. Dilsel değerlendirme ve derecelendirmeler, geleneksel edebiyat tarihlerinde alışılmış bir tavır iken, günümüzde ''düzeyli'', ''düzeysiz'', ''değerli'', ''değersiz'' ayrımı yapmaya karşı çıkan görüşler var. Kadın yazarların, azınlıkların eserlerinin ''hakkının yendiği'' tezi, bu görüşlerin odak sorunu. |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
![]() |
Değerlendirmelerin bağlayıcılığı
Değerlendirmelerin güvenirliği her zaman bir soru olarak çıkar karşımıza. Öznel midirler yoksa nesnel mi, nesnelliğin ölçüsü nedir? Değerlendirmelerin zamana direnme özelliği yoktur. Ayrıca yalnızca değerlendirme yapan kişinin bireyselliğiyle de sınırlı değildir, yani hem öznel hem de özneler arası bileşenleri vardır. Von Simone, değerlendirmelerin ne kadar bağlayıcı olduğunu göstermek için Alman edebiyat tarihinde Heinrich Böll örneğini veriyor. (Bkz. Literarische Wertung und Kanonbildung, Dtv, Grundzüge der Literaturwissenschaft, 1996, s. 590) Edebiyat bilimci Heinrich Wormweg, Böll'ün ilk anlatılarını değerlendirirken, bu metinlerin geleneksel anlatı örnekleri olduğunu, nesnellik ve doğru anlatı tarzında gerçekliğin tipik görünüşlerini aktardığını belirterek Böll'ün ileri yıllardaki ürünleri için önemli bir ahlaki özelliğin burada ortaya çıktığını söyler ve bu etik kalitenin Böll'ün anlatılarının edebi önemini oluşturduğunu ileri sürer. Demek oluyor ki Vormweg'e göre, edebi metinlerin ahlaki değeri, önemli bir artı puandır. İntersübjektif anlaşmada hükümlerin belgelenmesi ve temellendirilmesi şarttır ve Vormweg de metin özelliklerini ortaya koyup onları yorumlamakla bunu yerine getirir. Değerlendirmenin öznelliğine gelince, bu nesnel değerlendirmede bile belgelerin işlenmesinde, seçmede farkında olmadan etkisi olan bir husustur. Özelliklerin değerlendirilmesindeki öncelik sonralık sıralaması keza öznelliğin bir etki alanıdır. Mesela Vormweg'in ahlak öğesine öncelik vermesi gibi. Oysa başka Böll araştırıcıları o metinlerdeki ahlak ögesini kabul etseler de estetik-biçimsel kalitenin eksikliğini görmüş ve ahlaki ölçüleri ancak ikincil olarak değerlendirmişlerdir. Bilimsel bağlamda önemli olan, öznel faktörlerin etkisini en aza indirmek ve böylece değerlendirmenin bağlayıcılığını artırmaktır. Öznellik yüzünden yargının bağlayıcı olmayışı en belirgin şekilde yargı sahibinin kendi özel sezgisine, öznel tahminlerine dayandığında söz konusudur. Bir değerlendirme yargısının ''bağlayıcı'' oluşu ise, eleştirmenin (yargı sahibinin) ''intersübjektif'' temellendirebilmesiyle sağlanır. Edebiyat bilimi kuram ve uygulamalarındaki değer ölçütleri konusunda üç değer ölçütü çeşidinden söz edilebilir: Formal-estetik ölçcütler, edebiyat metninin biçim, yapı ve dil özelliklerini esas alır, ve ''Güzellik'', ''Kendine yeterlik'' (Selbstreferenz), ''Açıklık'', ''Uyumluluk'', ''Bütünlük'', olumlu hedef yargılardır. |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
![]() |
Bağıntı ve etki
Edebiyat metinlerinde konunun, içeriğin değer ölçütü olduğu hallerde insan hayatının öteki alanları devreye sokulur: Siyaset ve tarih felsefesi kuramlarından aktarılmış değerlerdir bunlar: Ahlak, özgürlük, insanlık, eşitlik v.b. gibi. Ayrıca edebiyatı değerlendirmede kullanılan iki ayrı değer çeşidi vardır: Bağıntı (Relation) ve etki (Wirkung).Bağıntı ölçütlerinde edebi metinlerin ''değer''ini, bağlarının büyüklüğü belirler. Bu bağlar, duru bir dil olabildiği gibi edebiyat geleneği ya da gerçeklik de olabiliyor. Edebiyat çoğu zaman 'alışılmış' dil kullanımından uzaklaşma olarak değerlendirilir. Bu kuramlarda uzaklaşma bir değer ölçütü sayılır. Biçim özelliklerinin mükemmelliği veya alışılmamış imgelerle günlük konuşma dilinden ayrılan bir eser, olumlu değerlendirilir. Edebiyat geleneğiyle ilişkisi açısından ''orijinallik'' bir ölçüt sayılır. ''Değerli'' sayılan eserler, edebiyat örneklerini veya konularını tekrarlamayıp kendi yaratıcı güçlerini devreye sokarak orijinal olmayı başaranlardır. Edebiyatın ,''gerçeklik''le bağıntılı görüldüğü kuramlarda ''gerçekliğe yakınlık'' değer ölçütüdür. Sosyal gerçekliğin inandırıcı bir yansıtılışı pozitif karşılanırken, sürrealist yabancılaştırıcı eserler negatif değerlendirilebilmektedir. Etkiye bağıntılı değerlendirmede, edebi metinlerin okuyucu üzerindeki tahmini veya gerçek etkileri değer ölçütüdür. Bu etkiler doğrudan bireysel ilgiye yönelik olabilir, mesela bilgi kazınımı, duyguya yönelik olabilir, mesela heyecan, acıma, özdeşleşme ve zevk veya pratik etkiler, mesela davranış belirlemek v.b.. Etkilerin toplumsal açıdan geçerli olduğu hallerde ticari kazanç ve kültürel sorunlarla uğraşmayla artan prestij olabilir. Edebiyat biliminde formal-estetik, etik ve bağıntılı değerler egemenken başka alanlarda başka değer ölçütleri geçerlidir: Profesyonel olmayan okuyucu için içerikle ilgili değerlerin yanı sıra bireysel etki değerleri, en önde de okuma zevki, edebiyatın aracıları için ekonomik değerler ve prestij değeri gibi. Bütün bu değerler, zamana, devre göre değişkenlik gösterir. Edebiyat bilimi ölçütleri bile zaman ötesi değildir, toplumsal değişimle, öteki bilim dallarının gelişimiyle değişim gösterirler. cumhuriyet |
|
|
|
![]() |
| Etiketler: biliminde, edebiyat, elestiri |
| Etiketler |
| biliminde, edebiyat, eleştiri |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Edebiyat Nedir? | azra | Türk Dili ve Edebiyatı | 0 | 16.04.10 04:21 |
| Forum | Yasal Uyarı |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.3 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Protected by coders Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2 Webcrawler by coders CodersForum Her Hakkı Saklıdır |
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
|