![]() |
|
|
#41 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Nov 2010
Bulunduğu yer: Melekte benim Seytanda, hangisi uyarsa.
Mesajlar: 142
Tesekkür: 36
20 Mesajina 35 Tesekkür Aldi
![]() |
MEZAR
Kapıya ne icra memuru gelir, Ne Birinci Şube sivil polisi... İçerde kimine kuş tüyü sedir; Yüz üstü toprağa düşer kimisi... Bir musikî orda zaman ve mekân... Yıldız dolu feza küçük camekân... İmkân atomunu çatlatan imkân... Bir hiç ki, içinde heplerin hepsi... 1978 |
|
|
|
|
|
#42 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Nov 2010
Bulunduğu yer: Melekte benim Seytanda, hangisi uyarsa.
Mesajlar: 142
Tesekkür: 36
20 Mesajina 35 Tesekkür Aldi
![]() |
MUHASEBE
Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri! Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri! Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide! Bulmuşum rahatımı ben bir tesellide. Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası! Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası? Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık; Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık. Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem; Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem. Üstün çile, dev gibi geldi çattı birden! Tos!!! Sen cüce sanatkârlık, sana büsbütün paydos! Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle; Ve cemiyet, cemiyet, yok edilen güruhiyle... Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç! Genç adam, al silâhı; iman tılsımlı kılınç! İşte bütün meselem, her meselenin başı, Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı! Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden, Daha keskin eliyle, başını ensesinden, Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına; Yerleştirse başını, iki diz kapağına; Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi? Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi! Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen, İçimde homurtular, inanma diye gülen... İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe! Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe? Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem! Üst kat: Elinde tespih, ağlıyor babaannem, Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları, Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları; Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim; Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim! Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş! Kökü iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş... Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım! Mukaddes emanetin dönmez dâvacısıyım! Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana; Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana. Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde? Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde! Yeter senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahmak! Bir saman kağıdından, bütün iş kopya almak; Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal. Mavalları bastırdı devrim isimli masal. Yeni çirkine mahkûm, eskisi güzellerin; Allah kuluna hâkim, kulları heykellerin! Buluştururlar bizi, elbet bir gün hesapta; Lafını çok dinledik, şimdi iş inkılâpta! Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni! Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez Yeni! Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak! Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak? 1947 |
|
|
|
|
|
#43 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Nov 2010
Bulunduğu yer: Melekte benim Seytanda, hangisi uyarsa.
Mesajlar: 142
Tesekkür: 36
20 Mesajina 35 Tesekkür Aldi
![]() |
MÜJDE
O gün bir kanlı şafak, gökten üflenen ateş; Birden, dağın sırtında atlılar belirecek. Atlılar put şehrine gediklerden girecek; Bir şehir ki, orada insan ayak üstü leş. Yalnız iman ve fikir; ne sevgili ne kardeş; Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek. Ve bir devrim, evvelâ devrimi devirecek. Her şey birbirine denk, her şey birbirine eş. Fertle toplum arası kalkacak artık güreş; Herkes tek tek sırtına toplumu bindirecek. Gökler iki şakkolmuş haberi bildirecek. Müjdeler olsun size; doğdu batmayan güneş! 1969 |
|
|
|
|
|
#44 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Nov 2010
Bulunduğu yer: Melekte benim Seytanda, hangisi uyarsa.
Mesajlar: 142
Tesekkür: 36
20 Mesajina 35 Tesekkür Aldi
![]() |
NAKARAT
Küçükken derdi ki, dadım: Çoğu gitti, azı kaldı. Büyüdüm, ihtiyarladım. Çoğu gitti, azı kaldı. Vur kazmayı dağa Ferhat! Çoğu gitti, azı kaldı. Kişne kır at, kişne kır at! Çoğu gitti, azı kaldı. Doğar bir gün benim günüm, Çoğu gitti, azı kaldı. Kırk gün, kırk gece düğünüm, Çoğu gitti, azı kaldı. Ektik, ektik, yetişecek, Çoğu gitti, azı kaldı. Bütün yollar bitişecek, Çoğu gitti, azı kaldı. Bir gün anlaşılır şiir; Çoğu gitti, azı kaldı. Ekmek gibi azizleşir, Çoğu gitti, azı kaldı... 1940 |
|
|
|
|
|
#45 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Nov 2010
Bulunduğu yer: Melekte benim Seytanda, hangisi uyarsa.
Mesajlar: 142
Tesekkür: 36
20 Mesajina 35 Tesekkür Aldi
![]() |
O ÂN
Taş merdivenler gibi, aşınmış ayaklardan, Secde yerine çarpa çarpa alınım aşınsa! Göklerin kamçısıyle yediğim dayaklardan, Erisem de, tabutum boşmuş gibi taşınsa Bir garip insan olsam, benzemez hiç kimseye; Tek hece bilmez, tek renk görmez, tek ses işitmez. Karanlığı, yoğursam nura döndüresiye. Tırmansam o âna ki, yekpâredir ve bitmez. 1972 |
|
|
|
|
|
#47 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Nov 2010
Bulunduğu yer: Melekte benim Seytanda, hangisi uyarsa.
Mesajlar: 142
Tesekkür: 36
20 Mesajina 35 Tesekkür Aldi
![]() |
OLMAZ MI?
Yön yön sarılmışım ne yana baksam; Sarılan olur da saran olmaz mı? Kim bu yüzü çizen sanatkâr ressam; Geçip de aynaya, soran olmaz mı? Bir parçacığım ben, bütüne hasret; Zaman döne dursun, o güne hasret; Ruhumsa zamanın üstüne hasret; Ebediyet boyu bir ân... Olmaz mı? 1973 |
|
|
|
|
|
#48 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Nov 2010
Bulunduğu yer: Melekte benim Seytanda, hangisi uyarsa.
Mesajlar: 142
Tesekkür: 36
20 Mesajina 35 Tesekkür Aldi
![]() |
ÖLÜLER
Ölüler bağırıyor mezarlarından; Yolcular, oturun taşlarımızda! Onları deviren biziz toprağa, Biz attık onları böyle ayağa; Sakın atlamayın kenarlarından! Ölüler bağırıyor mezarlarından... Yolcular, uzanın yere upuzun; Dayayın taşlara başlarınızı! Tüy yastıklar gibi rahat taşımız, Birleşsin bir lâhza orda başımız! Bizdedir cevabı kuruntunuzun; Yolcular, uzanın yere upuzun! Ben de bir gün böyle haykıracağım: Yolcular, oturun mezar taşımda! Yolcular, önümde fısıldaşacak, Yolcular, aşılmaz yollar aşacak. Taşımı yerlere yatıracağım; Ben de bir gün böyle haykıracağım! 1935 |
|
|
|
|
|
#49 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Nov 2010
Bulunduğu yer: Melekte benim Seytanda, hangisi uyarsa.
Mesajlar: 142
Tesekkür: 36
20 Mesajina 35 Tesekkür Aldi
![]() |
ÖLÜNÜN ODASI
Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş; Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş. Sütbeyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi; Artık ne bir çıtırtı, ne de bir ayak sesi... Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü; Üstü, boynuna kadar bir çarsafla örtülü. Bezin üstünde, ayak parmaklarının izi; Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi. Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana; Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana. Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var; Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir ân kadar. Sarkık dudaklarında asılı titrek bir ân; Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan. Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm; Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm… 1925 |
|
|
|
![]() |
| Etiketler: fazil, kisakurek, necip, siirleri |
| Etiketler |
| fazil, kisakurek, necip, siirleri |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| Forum | Yasal Uyarı |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.3 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Protected by coders Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2 Webcrawler by coders CodersForum Her Hakkı Saklıdır |
Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
|